Osmanlı bilimi, kendisinden önceki Selçuklu Devleti’nin bilim mirası ve o dönemde Anadolu şehirlerinde kurulmuş olan eğitim bilim müesseselerinin temeli üzerine kurulmuştur. Osmanlılar ayrıca dönemin en ileri kültür ve bilim merkezlerinden olan Mısır, Suriye, Irak, İran ve Türkistan’daki bilim adamlarının faaliyetlerinden istifade etmişlerdir. Osmanlılar İslâm dünyasının kültür ve bilim mirasını koruyup zenginleştirerek ona yeni bir dinamizm ve canlılık kazandırmışlardır. Böylece İslâm medeniyetinin eski merkezlerinin yanısıra Bursa, Edirne, İstanbul, Üsküp ve Saraybosna gibi yeni kültür ve bilim merkezleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemde gelişen Osmanlı kültür ve bilimi günümüz Türkiye’sinin ve birçok Orta-Doğu, Kuzey Afrika ve Balkan ülkesinin kültürel kimliğini ve bilim mirasını oluşturmuştur. Devamını Oku
Başlangıçta, Sümerler de Mısırlılar gibi senenin 360 gün olduğunu düşünmüşlerdi: bu, 60 tabanlı sayı sistemlerinin parlak bir doğrulamasıydı. Günü, gündüz için 3, gece için 3 olmak üzere 6 kısma bölmüşler, yani günü 4 saatlik parçalara ayırmışlardı. Gündüz ve gecenin mevsimlere göre farklı uzunluklarda olması nedeniyle bu parçalar eşit uzunlukta değildi. Eşit uzunlukta olmayan bu parçaların astronomide kullanımı pek elverişli değildi. Devamını Oku
Sümerlilerin evreni, Apsu ve Tiamat’ın çocukları olan tanrı ve tanrıçalarla doluydu. Bu iki tanrının birleşmesi, insanları ve hayvanları vücuda getirmişti. Ancak Sümer evren modeli, Mısır modeline göre daha materyalistti ve doğayı tasvir edici bir özellik taşımaktaydı. Yer, bir çeşit ters dönmüş saz kayık şeklindeydi ve kıyıları tuzlu denize uzanmaktaydı. Üzerinde, hiçbir zaman erişilemeyen büyük bir kubbe olan gökyüzü yer almaktaydı. Devamını Oku
Hastalıklara tanrıların sebep olduğu düşüncesi, tanrılar ile insanlar arasında bir haberleşme şekli olan kehanetin hekim için çok önemli olduğunu göstermektedir. Kehanet sayesinde, hekim tanrıların isteklerini keşfederek, hastalığın çıkış sebepleri hakkında faydalı bilgiler elde edebilecek; aynı zamanda geleceği -ki tanrılar tarafından bilinmekteydi- okuyarak tedavilerin etkisini öğrenebilecekti. Değişik kehanet şekilleri kullanılmaktaydı: kuşların uçuşu, hilkat garibelerinin veya acayip hayvanların doğumu Devamını Oku
“Nehirler arasındaki ülke” Mezopotamya, Dicle ile Fırat arasındaki alüvyonlu düz bölgedir. Günümüzde Irak’ın yer aldığı bu bölge, kuzeyinde ve batısında bulunan ve Dicle’den çıkarak Suriye kıyıları, Lübnan ve Kuzey İsrail’e kadar uzanan kavisli bölgeyle birlikte “Bereketli Hilal” olarak adlandırılmıştır. Bugünkü Bağdat ile Basra Körfezi arasında kalan arazinin eğimi çok az olup, yükseklik farkı on metreden fazla değildir. Devamını Oku